Diken haber sitesinde 5 Şubat 2016 tarihinde, “Economist’ten Türkiye özel sayısı: Erdoğan’ın Yeni Sutanlığı” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Economist dergisinin Türkiye özel sayısı çıkardığı belirtiliyor ve haber dergiden alıntılarla sürdürülüyordu. Diken’e göre The Economist, AK Parti’nin 17-25 Aralık süreci, otoriterlik, IŞİD saldırıları ve Suriyeli göçmen akınıyla birlikte zora düştüğünü, Erdoğan’ın liderliğinin sorgulandığını yazıyordu. Dergiye göre, Edoğan 1 Kasım’da ülkeyi yeniden seçime götürerek “cesur bir kumar” oynamıştı.
Ayrıca haberde, “Türkiye’nin, hala hakimiyet hırsıyla hareket eden liderleri, içerideki çatlakları onarmak için yeterli çabayı göstermiyor. Kürt sorunu ve ekonominin dış şoklara karşı kırılganlığı, ufukta büyük bir tehlike olarak kendini gösteriyor. AKP’nin muhaliflere karşı tahammülsüzlüğüyle birlikte Erdoğan’ın sert tavrı, daha çok soruna işaret ediyor.” ifadelerine yer veriliyordu.
Diken Haber Sitesinin konuyla ilgili çarpıtmasına girmeden önce alıntılanan bu iddiaların doğruluğu konusuna değinmek gerekirse eğer, şunlar söylenebilir;
İlk iddiaya göre, 7 Haziran seçimleri sonrası AK Parti mecliste çoğunluğu sağlayamayınca Erdoğan, diğer partilerle koalisyon arayışına girmek yerine cesurca kumar oynayarak 1 Kasım erken seçimlerine yol açmıştır. Ancak gerçekte Cumhurbaşkanı Erdoğan 12 Haziran’da yaptığı açıklamada "Herkes egolarını bir kenara koyup, bir an önce ülkemizde hükümet kurulmalı. Bu bizim insanımıza karşı sorumluluğumuzun gereğidir" diyerek koalisyon çalışmalarına destek vermişti. Yukarıdaki iddianın aksine muhalefet partisi liderleri 7 Haziran seçimleri sonrası koalisyon seçeneğine karşı durmuş ve erken seçim istemişti. Örneğin MHP lideri Devlet Bahçeli 7 Haziran akşamı “En erken seçim ne zaman olacaksa o zaman da seçim olur” açıklamasında bulunmuş, 20 Haziran’da da erken seçim için 15 Kasım tarihinin uygun olacağını söylemişti. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da 7 Haziran akşamı “AKP ile içerden veya dışarıdan koalisyon yapmayacağız” demiş, 1 Temmuz 2015 tarihinde de “Taşların yerine oturması için yeni bir seçim gerekiyor. Koalisyon kurulabilir ama asla uzun ömürlü olmaz” açıklamasını yapmıştı. Dahası, yüzde 10 barajını geçen muhalefet partileri aritmetik olarak koalisyon hükümeti kurma gücüne de sahiplerdi.
Makaledeki ikinci ve Diken'in alıntılamadığı iddiaya göre ise Erdoğan kendisine kişisel olarak sadık olan insanları partiye yerleştirerek, AK Parti’deki kontrolünü güçlendirdi. Makalede buna örnek olarak, kabinede bakan olarak görev alan Erdoğan’ın damadı ile Erdoğan’ın eski özel şoförü gösteriliyor. Ancak Erdoğan’ın damadı olan Berat Albayrak, hem Türkiye hem de yurtdışında seçkin bir eğitim almış; aynı zamanda iş dünyasında da ciddi tecrübeler kazanmıştır ve partide böyle bir pozisyon için fazlasıyla nitelikli bir kariyere sahiptir. Erdoğan’ın şoförü olarak anılan Ahmet Hamdi Çamlı siyasete, mahalle teşkilatında başlamış, Fatih İlçe Yönetim Kurulu Üyeliği, İl Teşkilatları ve Genel Merkez Teşkilatlarında çeşitli görevlerde bulunmuş ve 1 Kasım seçimlerinde halkın oylarıyla İstanbul’dan milletvekili seçilmiştir. Çamlı ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediye Spor Kulübü Başkanıdır. Dolayısıyla makalenin ima ettiği gibi Çamlı, Erdoğan tarafından atanmamıştır.
Diğer bir iddiaya göre, Türkiye Suriye’de Esed rejimine karşı olduğu müddetçe radikal İslamcılara müsamaha göstermiş ve onları desteklemiştir. Halbuki bu iddianın aksine, Türkiye radikal İslamcı grupları desteklemediği gibi, onları terör listesine dahil etmiştir. El-Kaide ve DAEŞ, Türkiye tarafından terörist gruplar olarak tanınmaktadır.
DAEŞ, 10 Ekim 2013 Bakanlar Kurulu Kararı ile terör örgütü olarak tanınmıştır. 24 Eylül 2014 tarihli Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında, Cumhurbaşkanı Erdoğan DAEŞ’in eli kanlı bir terör örgütü olduğunu ifade etmiştir. Başbakan Davutoğlu da pek çok konuşmasında DAEŞ’in terör örgütü olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca Mayıs 2015’deki bir konuşmasında Davutoğlu, Türkiye’nin bölge ülkeleri içinde DAEŞ’i terör örgütü olarak tanıyan ilk ülke olduğunu belirtmiştir.
Türkiye, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) desteklemektedir. Özgür Suriye Ordusu, uluslararası bazda meşruiyeti olan ve terörle hiçbir ilişiği olmayan muhalif bir örgüttür. Son zamanlarda ABD Başkanı Obama’nın da ÖSO’ya örtülü yardım sağlanması için girişimde bulunduğu bildirilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’de radikal İslamcı gruplarla ilişkilendirilebileceği herhangi bir delil bulunmamaktadır. Aksine Türkiye, Suriye’de Esed rejimine karşı Suriye halkının demokratik hakları için mücadele eden grupları desteklemektedir.
Diken.com sitesinin alıntıladığı ve yukarıda etraflıca irdelenen iddiaların yer aldığı bir The Economist yayını vardı ancak bu, diken.com’un iddia ettiği gibi bir “özel sayı” değildi. The Economist 2016/6. numaralı o sayısının kapağı mülteci sorununa ayrılmıştı ve“How to manage the migrant crisis” başlığını taşıyordu. Yine aynı sayıda içlerinde “Erdogan’s new sultanate” başlığında birinin de bulunduğu 8 makalelik bir ek söz konusuydu ve ekin ismi “Special Report; Turkey” (Özel Rapor; Türkiye) iken bu, kapakta ve başlıktaki bir bantta; “Erdogan’s new sultanate; A special report on Turkey” olarak verilmişti.
Diken.com ise, yukarıda sözü geçen ekteki 8 ayrı makaleden sadece birinin başlığını öne çıkarak hem The Economist Özel Sayısı; Erdoğan’ın Yeni Sultanlığı” söylemini öne çıkarmış ve hem de haberle ilgili attığı tweette “Özel Sayı” iddiasını desteklemek için yine aynı derginin 2013 Gezi Parkı Olayları sırasında çıkardığı kapağı kullanmıştı ki bu kapakta da “Erdoğan; Democrat or Sultan?” (Erdoğan; Demokrat ya da Sultan) yazıyordu.
Diken, haber ve dergiyle ilgili bilgiyi çarpıtmasını, sadece kapak seçimi ve sloganda değil alıntıları seçerken de sürdürüyor ve dergide geçen aşağıda örnekleri görülebilecek cinsten yorumları hiçbir biçimde konu etmiyordu.
Makalede, Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti yönetimindeki Türkiye’nin daha zengin ve daha kendine güvenen bi ülke olduğu söyleniyordu. Sevenleri için Erdoğan’ın yeniden canlanmış bir ulusal ruhun vücut bulmuş hali, halktan gelen bir isim ve doğruluk savaşçısı olduğunun da altı çiziliyor, Erdoğan’ın şaşırtıcı dönüşümleri yönettiği vurgulanıyor ve Türkiye’nin önemli bir bölgesel güce dönüştüğü, hem mülteciler hem de turistler için bir mıknatıs görevi görerek, enerji, ticaret ve taşımacılık için gittikçe artan öneme sahip bir küresel merkez haline geldiği belirtiliyordu.
Ayrıca makalede “Pek çok açıdan Türkiye'deki 78 milyon kişi hiçbir zaman bu kadar iyi koşullara sahip olmamışlardı. 90’lardan bu yana resmi açlık sınırının altında yaşayanların yüzdesi çift hanelerden tek haneli rakamlara düştü, ve orta sınıfın payı iki katına çıkarak yüzde 40 a yükseldi. Hayat standartlarının bütün ölçeklerinde, Türkiye ile OECD (çoğu zengin ülkeler kulübü) üyesi diğer ülkeler arasındaki açık gözle görülecek şekilde daraldı.” ifadelerine de yer veriliyordu.
Tüm bu bilgiler ışında Diken haber sitesi, haber içeriğinde doğrusunu belirtse de tanıtım için kullandığı tweetlerde farklı bir The Economist kapağı kullanarak ve konu edindiği yazıda geçen ifadelerden doğruluğu tartışma götüren ama kesinlikle sadece olumsuz olanı ayıklayıp sunarak açık bir çarpıtmaya imza atmıştır.